GEÇMİŞTEKİ MİSAFİRLİKLER

Yıllar geçtikçe eski günlere duyduğum özlem artar oldu. En çok da çocukluğumu özlüyorum on yıldır… Özellikle annemle babamla kardeşlerimle aynı evi paylaştığımız yıllara dönmek mümkün olsaydı keşke… Ailemi, çocukluk arkadaşlarımı, komşularımızı, eski mahallemizi özledikçe anılarda yolculuğa çıkıyorum. Son yıllarda yazılarımda bol bol geçmişe yer vermemin sebebi budur.

Geçenlerde eski ama eskimeyen öğrencilerimden biri ile konuşurken söz döndü dolaştı eski günlere dayandı. Ben zaten geçmişte yolculuğu çok severim. Hemen çocukluğumdan söz etmeye başladım. Ben çocukken derken yarım yüzyıl öncesinden bahsediyorum yani…

Bir komşuya bir akrabaya ziyarete gidileceği zaman önden evin küçük çocuğuyla haber yollanırdı. Söyleyeceği sözler ezberletilirdi. “Tekrar et bakalım ne diyeceksin?” sorusuna “Ayşe Teyze müsaitseniz yarın öğleden sonra annemle anneannem size gelecekler.” diyeceğim cevabını verirdi küçük çocuk…  “Müsait” kelimesinin anlamı henüz kirletilmemişti o zamanlar…

Misafir haberliyse ev “bal dök yala” tabir edildiği gibi pırıl pırıl temizlenirdi. Kişisel temizlik de yapılır, kokular sürünür, misafire kötü kokmasın rahatsızlık vermesin diye yemekte soğan sarımsak yenmezdi. Gelenler en güzel giysilerle ve güler yüzle karşılanırdı. Az önce evde tartışma çıkmış olsa bile bu konu misafire aksettirilmezdi. Evde daima misafire ikram edilmek üzere şeker, çikolata, lokum ve özellikle limon kolonyası bulunurdu. Annem zaman zaman limon kolonyasının yanı sıra limon çiçeği, beyaz zambak, menekşe ve tütün kolonyaları da alırdı. Tütün kolonyası biraz ağır olurdu bu nedenle misafirler pek de tercih etmezlerdi. Zambak çok güzel kokardı ama bana sorarsanız limon kolonyasıyla hiçbiri yarışamazdı. O zamanlar kahverengi küçük bir dikdörtgen prizma şeklinde sütlü- kakaolu kaynana şekeri revaçtaydı. Kaynana şekerine bayılırdım. Ağzımda evirip çevirirken aldığım haz hiçbir şekerde yoktu. Onun tadını hala hiçbir şekerde bulamıyorum. Misafirler salonda veya özel olarak ayrılmış temizlenip kapatılan ev halkının misafirden misafire girebildiği misafir odasında ağırlanırlardı.

Çocuklar misafir gelmeden sıkı sıkıya şöyle tembihlenirlerdi:

“Yaramazlık yapmayın. Gürültü çıkarmayın. Sessiz olun. Büyükler konuşurken söze girmeyin. Sadece ‘Hoş geldiniz.’ diyip el öpün ve odayı terk edin. Soru sorarlarsa kısa cevaplar verin. Gevezelik etmeyin. Misafirin çocuklarıyla güzel güzel oynayın. Oyuncaklarınızla oynamalarına izin verin. ” Cevap da “Peki anneciğim!” olurdu kuşkusuz…

Biraz hal hatır sormanın ertesinde evin hanımı şeker ve kolonya tutardı misafirlere… Bazen de çocuklara verilirdi bu görev… Misafirler “Maşallah suphanallah büyümüş, kocaman olmuş. Aferin.” diyerek beğendiklerini ifade ederlerdi. Anne- baba da gururlanırlardı. Anneanne veya babaanne de evin fertlerinden olurdu çoğu zaman… Eşini kaybetmiş bir aile büyüğünün tek başına oturmasına müsaade etmezlerdi. Artık onun bir köşede dinlenmesi, torunlarıyla vakit geçirmesi gerekirdi. O yıllarda zaten huzurevi diye bir kavram da yoktu. Dolayısı ile huzurevlerine götürmek akıllarından bile geçmezdi.

Şeker ve kolonya ikramının ardından kahve ikram edilirdi. Misafirin oturma süresine göre ikramlar artardı. Çaylar mis gibi demlenir yanında çok lezzetli kekler, börekler ikram edilirdi. İkramda abartıya kaçılmazdı. O yıllarda hazır pasta almak çok önemsenirdi. “Hazır almış.” Veya o yıllarda Adana’nın en gözde pastanesi olan “ Mavi Köşe Pastanesinden almış.” diyerek ev sahibinin kendilerine verdiği önemi vurgulamaktan gizli bir haz duyarlardı. Bu arada o pastane ünlü oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ’un dedesine aitti.

Misafir habersiz gelmişse çayın yanında bisküviler bulunurdu. Finger yazardı üzerlerinde… İnce uzun, uçları oval, dikdörtgen biçimindeki şekerli bisküvilerdi bunlar… Evde meyve varsa kahveden sonra çaydan önce meyveler ikram edilirdi. Meyve az ise annem meyve salatası yapardı. Biraz alafranga ikram sayılırdı bu da… Yahut yöresel tatlardan kısır, mercimekli köfte, sarımsaklı köfte, fıstıklı köfte gibi bulgur ağırlıklı yiyecekler ev hanımının evde yaptığı turşularla birlikte sunulurdu.

Zamanla bisküvi ikramı küçümsenir oldu. Hazır pasta alma dönemi de aynı akıbete uğradı. Evde yapmak daha makbul bir hal aldı. Kadınlar misafirlerini her seferinde farklı tatlarla buluşturmak için yarışa başladılar. İkramlar arttıkça arttı. Bütçesi yetersiz olanlar da bu yarışta olağanüstü gayret gösterdiler. Her hanım bir diğerinden daha fazla çeşit yapma ve daha farklı lezzetler sunmak isterken iş çığırından çıktı.

Televizyon yoktu. Olsa da her evde yoktu. Sadece çok zenginlerin evlerinde olurdu. Televizyonu olan evlere misafir gittiğinizde istenmemeye başladınız. Ev sahibinin gözü televizyonda tabii sizin de gözünüz televizyonda… Sohbetler önce hal hatır sorma ve kalkarken güle güle faslı dışında tükenmeye yüz tuttu. Sonra her eve televizyon girince misafirlik olayları seyrekleşti. “Bugün benim dizim var. Yarın senin izleyeceğin maç var. Diğer gün müzik programı var.” derken günlerimizi televizyon programları doldurmaya başladı. Tek kanallı dönemde açılışından başlayarak İstiklal Marşı ile kapanışına kadar izlenirdi televizyon… Şimdiki misafirliklerde televizyon seyretmek bir yana herkesin elinde akıllı cep telefonları derken sohbet de bitti.

Neyse ki ikramlar şimdilerde o kadar abartılmıyor. Şeker ve kolonya tutma geleneği kalktı. Kahvenin yanında çikolata veya kuşlokumu ikramı geleneği devam ediyor. Ne olursa olsun annemin pandispanyası ile puf böreğinin tadı hala damağımda… Annemden öğrendiklerimi ben de uyguluyorum. Anne elinin lezzetini yakalıyorum belki ama o günlerin güzelliğini yakalayamıyorum.

 

Harika Ufuk
Harika Ufukharikaufuk@hotmail.com