BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN | Yeni Bizim Adana Gazetesi Web SitesiYeni Bizim Adana Gazetesi Web Sitesi

SON DAKİKA

BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN

Bu haber 20 Nisan 2020 - 16:42 'de eklendi ve 194 views kez görüntülendi.

Covid-19 pandemisi yıkıcı sonuçları olan 1918 yılında açığa çıkan İspanyol gribinden beri görülmemiş boyutta ve hızda tüm ülkelere yayıldı, yayılmaya da devam ediyor. Devletler hem salgının yayılma hızını azaltmaya hem de salgının yaratmış olduğu ekonomik bozulmaları açıkladıkları paketlerle gidermeye çalışıyor.

Korona sonrası için en çok kullanılacak cümlelerden birisi “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” Oldu. Korona sonrasını tartışmadan önce geçmişi ve günümüzü değerlendirmemiz gerekiyor.

Kapitalizmin tarihsel süreç içerisindeki gelişimi sınıflar arasındaki karmaşıklığı daha da basitleştirerek “iki büyük sınıf” tezini daha net bir şekilde ortaya koymuştur (Marx ve Engels, 2007, s.47). Kapitalist sistem tarih boyunca çeşitli kırılmalar yaşamış ve kimi zaman sorgulanır olmuştur. Kapitalizmin tarihi boyunca asıl sorun emek-sermaye çelişkisinde sermaye tarafının ne kadar güçlendiği, sermaye sahibinin ne kadar kazandığı olmuştur. 1929 yılında kapitalist sistemin yaşamış olduğu “Büyük Bunalım” özellikle gelişmiş ülkeler arasında rekabet yarışını hızlandırmış ve ikinci paylaşım savaşına sebebiyet vermiştir. Yaşanan kriz ve rekabet yarışı yeni Pazar arayışlarını yani yeni sömürge devletlerini doğurmuştur. İkinci paylaşım savaşının sonunda ABD ekonomisi hegemonya haline gelmiştir. Kapitalist sistemin katılığı, yükselen sınıf mücadelesi ile sermayenin düşen kar oranları neoliberal politikaların devreye sokulmasına sebep olmuştur.

Ülkemizde Turgut Özal ile hızlanan özelleştirmeler ve serbest piyasa ekonomisi günümüzde mevcut siyasal iktidar tarafından da artarak devam ettirilmiştir. Şeker fabrikaları, TEKEL, Tank Palet Fabrikası, Türk Telekom ve daha nice kamu kurum ve kuruluşu özelleştirilmiştir. Serbest piyasa ekonomisi desteklenmiş, emek-sermaye çelişkisinde sermaye tarafı gittikçe güçlenmiştir. Pandemiye dönüşen COVİD-19 salgını, emekçi ezilirken “serbest piyasa bu” diye nitelendirilen ekonomiyi birden ülke ekonomisine dönüştürmüştür. Sermayedarları ülke ekonomisi kılıfına saklanarak ekonomiye devlet müdahalesini talep eder hale getirmiştir. Halbuki Neoliberal sistemde sermayedarların en büyük korkusu devletin serbest piyasaya müdahalesi olmuştur. Salgınla beraber görülmüştür ki Neoliberal sistem çökmeye mahkumdur.

Salgın krizi devletlerin tek başlarına çözemeyecekleri kadar büyüktür. Hükümetler sadece piyasada bir sıkıntı olduğunda bunu çözecek hamleler yapmaktan öteye giderek sürdürülebilir ve katılımcı büyüme sunan piyasaları aktif olarak şekillendirme ve yaratma doğrultusunda hareket etmeleri gerekmektedir. Hükümetler finansal yatırımlarını ve fonlarını salt kar odaklı kullanmaktan vazgeçmeli kamusal çıkarlar ön plana alınmalıdır.

 

Kamusal Sağlık, Kamusal Eğitim, Kamusal Üretim

Özelleştirilen her alan kriz anında mücadelede eksik kalınan bir cephe durumundadır. Ülkemiz özelinde bakılacak olursa özelleştirilen Şeker Fabrikaları bu durumu gözler önüne sermektedir. En basitinden kolonya üretiminde dahi karaborsanın ortaya çıkması ve hammadde ihtiyacının karşılanamaz duruma gelmesi stratejik öneme sahip Şeker Fabrikalarının kamulaştırılmasını ve devletin bu alanda tekel olmasını zorunlu kılmaktadır.

Kar odaklı yürütülen sağlık politikası ilaç, hastane yatağı, maske veya solunum cihazı gibi acil durum malzemelerine ihtiyaç duyulursa iyi günde kamu ödeneklerinden faydalanan aynı şirketlerin kötü günde spekülasyon yapmaması ve fahiş fiyat istememesi yönünde kamu sağlığının ön planda olduğu sağlık politikasına evrilmesi gerekmektedir.

Dünya piyasalarının genel olarak duraksadığı, ithalatın ve ihracatın bitme noktasına geldiği bu dönemde üretim ekonomisi krizin aşılması için en önemli koz ve bir fırsattır. Salgın, ekonomik kriz yaşayan ülkelerin tüketim toplumu anlayışından üretim toplumuna geçişi için bir fırsat oluşturmaktadır. Devletler neoliberal-kapitalist sistemi terk ederek, emek-sermaye çelişkisinde emeğe önem vermelidir. Üretime dayalı enerji, tarım, teknoloji, sanayi teşviklerini arttırmalı, dolaylı olarak işveren üzerinden değil de doğrudan işçiye temas edilmelidir.

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak çünkü başka bir dünya mümkün!