ADD’DEN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI | Yeni Bizim Adana Gazetesi Web Sitesi
SON DAKİKA

ADD’DEN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI MESAJI

Bu haber 24 Ağustos 2022 - 15:16 'de eklendi ve 116 views kez görüntülendi.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

İşte o mesaj;

 

KOCATEPE’DEN BİN YIL ÖTEYE ATLAMAK…
“…
sarışın bir kurda benziyordu
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı
yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu
bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı
…”
(Kurtuluş Savaşı Destanı / Nazım Hikmet)

Kocatepe’deki “Sarışın Kurt”, yüz yıl önceki yıldızlı gecenin alaca karanlığında, kuş
uçuşu 300 kilometre uzaktaki İzmir rıhtımını görüyor, o sarp kayalıklardan Afyon ovasına
atlayacağı dakikaları sayıyordu.

“Sarışın Kurt” Kocatepe’den sadece Afyon ovasına değil, ulusuyla birlikte bin yıl öteye
atlamaya kararlıydı.

Her türlü destekleriyle Anadolu’yu işgale memur ettikleri, Megali İdea ham hayaliyle
başı dönmüş Yunan ordusunu Polatlı önlerine kadar süren emperyalistler, Türk Ulusu’nu
bin yıl geriye, Asya steplerine atmak, hatta -ellerinden gelse- yok etmek niyetindeydiler.
Büyük Britanya İmparatorluğu’nun en uzun süre başbakanlığını yapan, “Büyük Yaşlı
Adam” sıfatlı William Ewart Gladstone (1809-1898) şöyle diyordu: “Türkler insanlığın
insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri
sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz…”

Emperyalizmi ilk olarak Çanakkale’de durduran Mustafa Kemal Paşa, İzmir’den
başlatılan büyük saldırıyı da Sakarya’da püskürtmüş, şimdi “Düşmanı vatanın harim-i
ismetinde boğmak” için günün ilk ışıklarını bekliyordu. Azim ve kararını harekete
geçirerek ayağa kaldırdığı Ulusunun bütün varını, olanca gücünü cepheye sürmüş,
kahredici son darbesini 26 Ağustos 1922 sabahı indirmeye hazırdı.

O’nu maceracı bulanlar da vardı, asırlardır taarruz savaşı yapmamış ordumuzun
kazanmasının olanaksız olduğunu söyleyenler de, yaptığı planı çok riskli bulanlar da,İstanbul’da, Ankara’da, hatta kurduğu mecliste yenilgi haberini sinsice ya da açıkça
bekleyen, “Keşke Yunan kazansa” diye duaya çökmüş alçaklar da…

Oysa Mustafa Kemal’in, 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’na adımını attığından
beri zerre kuşkusu yoktu.

Ulusuna güveni tamdı.

Komutanlarla yaptığı son toplantıda “Bütün sorumluluk benim” diyor ve ekliyordu
“Hiç endişe etmeyin. ‘Hücum’ emrini verip kamçımı indirdiğimden 15 gün sonra
İzmir’deyiz.”

14 gün sonra 8 Eylül akşamı, Belkahve’den dumanlar içindeki İzmir’e bakarken İsmet
Paşa’ya “Bir rüya görmüş gibiyim İsmet” diyordu.

3 yıl 3 ay 22 gün boyunca yaşadıkları bir rüya gibiydi sahiden.

Ancak vatandan başka aşk, milletten başka sevgili tanımayan, namusla, bilgiyle,
cesaretle yürüyen ve “Ya İstiklâl Ya Ölüm” diyebilen yurtseverlerin görmeyi hak ettikleri
bir rüya…

1683 2. Viyana bozgunundan 239 yıl sonra kazandığı ilk taarruz savaşı zaferiyle bir
vatan kurtarmış olmanın mutlu yorgunluğu içinde belli belirsiz gülümseyerek devam etti
sonra; “Ama bir gün yanıldım, bu kadar hızlı kaçacaklarını tahmin etmemiştim.”

İngiliz Genel Kurmayı’nın “Türkler bu tahkimatı 6 ayda aşabilirlerse 6 günde aşmış
gibi sevinebilirler” dediği güçlendirilmiş mevzileri 6 saatte darmadağın eden Türk Ordusu,
Büyük Taarruz’un ertesi günü Afyonkarahisar’ı Türk Bayrağı ile kucaklaştırıyordu.

İnebolu’dan yükledikleri kutsal emanetleriyle “Ayın altında Akşehir üstünden Afyon’a
doğru” giden dünyanın ilk ve tek kağnı taburlarını yöneten yiğit Anadolu kadınlarının,
Çiğiltepe’yi söz verdiği saatte ele geçirememeyi gururuna yediremediği için yaşamına son
verecek kadar adanmış Albay Reşat Çiğiltepe gibi komutanların, sıtma krizi geçirirken
Kocatepe’nin sarp yamaçlarından sessizce Sincanlı Ovası’na, Yunan hatlarının gerisine
süzülen Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin Altay gibi kahramanların, Yüzbaşı Agah
Efendi, Mülazım Yıldırım Kemal gibi ölüme gülerek giden vatanseverlerin, binlerce neferin
ve kadını, erkeği, çocuğuyla topyekûn bir ulusun Başkomutanlarına güvenlerinin ve Ulusal
Bağımsızlığı kazanma kararlılıklarının TEK BİR ANA YOĞUNLAŞMIŞ halidir 26 Ağustos
1922!

Büyük Taarruz’un büyüklüğünün ve anlamının bilincine varabilmek için her yurttaşın
mutlaka, ama mutlaka Kocatepe’yi, Sincanlı Ovasını, Dumlupınar’ı görmesi, tanıması
gerekir.

Yeter mi?
Yetmez elbet!

Düzenli Ordunun hangi güçlükler nasıl aşılarak oluşturulabildiğini, 1. ve 2. İnönü
Zaferlerinin değerini, Bursa’nın işgali üzerine Meclis kürsüsüne örtülen Puşide-i Siyah’ı,
Kütahya, Eskişehir muharebelerinde 100 kilometre geri çekilmenin nedenini, vatanın dört
yanında işgal güçleriyle boğuşurken İngiliz altınları ve işbirlikçi Saray ve hükümetinin
talimatlarıyla çıkarılan onlarca isyanı bastırmak için cephelerden birlik çekmek zorunda
kalmanın yarattığı zafiyeti, Kuvayı İnzibatiye alçaklığını, milletin tepesine İngiliz
uçaklarından yağdırılan ve “Yunan Ordusu Halife Ordusudur…” diyen Padişah tuğralı zillet
mektuplarını, İngilizlerin kurdurduğu Teali-i İslâm adlı işbirlikçi cemiyetin İskilipli Atıf
imzalı Milli Mücadele karşıtı bildirilerini, Halife-i Rûy-i Zemin unvanlı Sultan Vahdettin’in,
Sadrazam Damat Ferit’in ve Dahiliye Nazırı Ali Kemal’in hiç utanmadan Rahip Frew
kuyruğunda üye oldukları İngiliz Muhipleri Cemiyeti onursuzluğunu, Kuvayı Milliye
kahramanlarının boyunlarına geçirilen idam fermanlarını bilmeyen, Polatlı’dan, İnler
Köyü’nden, Gazi Tepe’den başlayarak Sakarya Meydan Muharebesi coğrafyasını adım
adım dolaşırken “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.
Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk edilemez!” emri
kulaklarında çınlamayan, 22 gün 22 gece kan kırmızı akan Sakarya’yı yüreği titreyerek
hayalinde canlandırmayan ve Kocatepe’nin sarp ve vahşi arazisini ziyaret edip
şehitliklerde boğazına tıkanan yumruğu hissetmeyenlerin o şehit ve gazilerin canları ve
kanlarıyla VATAN ettikleri bu toprağın ekmeğinde, suyunda hakları olabilir mi?

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkının oluşturduğu Türk Milleti” nin
istisnasız her ferdinin; Kocatepe yamacında Büyük Kalecik kasabasındaki Yüzbaşı Agah
Efendi Şehitliği’nde ya da Dumlupınar Şehitliği’nde yatan 11 yaşındaki, 8 yaşındaki ÇOCUK
şehitlerin, Gördesli Makbule, Tayyar Rahmiye gibi KADIN şehitlerin, askere giderken
köyünde bıraktığı oğlunu cepheden cepheye koşarak savaştığı 11 yılın ardından 19
yaşında Alay Sancaktarı olarak ilk kez gördükten bir kaç gün sonra 31 Ağustos 1922 günü
toprağa düşen Çetmili Kara Ali Çavuş ile 9 Eylül’de İzmir’e giren birliğinin önünde şehadet
şerbetini içen oğlu Mehmet Onbaşı’nın, bu belki de aynı savaşta can vermiş dünyanın tek
BABA OĞUL şehitlerinin aziz hatıralarına binlerce yıl sonra bile ödemekle bitiremeyeceği
minnet borcu vardır.

Tarihin ilginç rastlantısıdır; Kocatepe’de 26 Ağustos 1922 sabahı başlayan kutsal
savaştan tam 851 yıl önce, 26 Ağustos 1071’de Malazgirt Ovası’nda da bir başka büyük
savaş yaşanmıştı. Bazı kendini bilmezler, bu iki savaşı vuruşturup Kocatepe’yi
unutturmaya çabalıyorlar. “Keşke Yunan kazansaydı” diyen vatansızların takipçileri olan,
Kocatepe olmasaydı kutlayacak Malazgirt’lerinin kalmayacağını anlamaktan aciz bu
zavallılar; 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile girişilen emperyalist işgalin ve 15 Mayıs
1919 günü İzmir’den başlatılan saldırının Türk Ulusu’ nu Malazgirt öncesine atma ya da Anadolu’da yok etme amaçlı olduğunun ayırdında olmadıklarından Milletimizin bilincini
zehirleme gayretindeler.

Ne utanç verici cehalet, ne büyük gaflet, ne tarifsiz dalâlet!

26 Ağustos 1922; Anadolu Türk’ünün bin yıl geri sürülmeye başkaldırısının olduğu
kadar, bin yıl ileri gitme azminin de vücut bulmuş halidir.

Mustafa Kemal Atatürk asla zafer sarhoşu olmadı. Devrimciydi çünkü, akılcı ve
gerçekçiydi… Yaşadıklarından hareketle, karşımıza çıkabilecek saldırıları, tuzakları,
ihanetleri Gençliğe Hitabe ’sinde altını çize çize vurguladı, bitirirken de “Ey Türk
istikbalinin evladı…” hitabıyla sonsuza dek değişmeyecek görevimizi bildirdi.

Türk Ulusu, Kocatepe’de neyi başardığını hiç unutmayacak, boyutu ne olursa olsun
bütün saldırıları defedecek, bütün tuzakları bozacak, bütün ihanetleri aşacak, Tam
Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye hedefinden asla kopmayacak, bu hedefe
behemehal ulaşacaktır.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak Büyük Taarruz’ un 100. yılında Kocatepe’de,
Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşları Kemalist Devrimcileri minnetle,
şükranla yad ediyor, kadın, erkek ve çocuk bütün şehit ve gazilerimizin aziz hatıraları
önünde tazimle eğiliyoruz.

Saygılarımızla.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

GENEL MERKEZİ